51 sonuçtan 1-16 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
51 sonuçtan 1-16 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
Tefsirler, Kur’ân’ı birçok yönden ele alıp âyetleri doğru anlamamıza yardımcı olan eserlerdir. Tarihi süreç içerisinde yazılan tefsirler, günümüzde pek çok yönüyle incelenmektedir. Ancak tefsirlerin sanat ve edebiyat yönüyle ilgili çalışmalar yok gibidir. Elinizdeki bu kitap, seciʻ sanatıyla yazılmış tefsirleri ve seciʻ sanatının özelliklerini konu edinmektedir. Ayrıca seciʻli bir üslup kullananların tasavvuf erbabı olmaları sebebiyle işârî tefsirlerin sanat ve edebiyat yönüyle de incelenmesi gerektiğine işaret etmektedir.
₺430,00
Yağmur bütün din, inanç ve kültürlerde hayatın varlığı, bereketin simgesi İlâhî bir lütfun göstergesi sayıldığı gibi kuraklık da aynı İlâhî gücün bir cezası olarak kabul edilir.
İslam toplumları Hz. Peygamber’in yolundan giderek kıtlık zamanlarında toplu olarak yağmur duasına çıkmışlar ve çeşitli dualar okumuşlardır. Bu yağmur duası törenleri geniş bir coğrafyada farklı şekillerde icra edilmektedir. Bu dinî etkinliklerdeki duaların bir kısmı genellikle vezinli ve kafiyeli manzumeler olup çok kuvvetli olmasa da edebî yönleri de bulunmaktadır.
Bunlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hâlâ yağmur duası törenlerinde okunmaktadır.
Bu çalışmada -tespit edildiği kadarıyla- Anadolu’nun bazı yörelerinde okunan manzum yağmur duaları yer almaktadır. Bu manzumeler, bir ibadet anlayışıyla kıtlık zamanlarındaki yağmur duası törenlerinde salt şiir olarak değil, belli ezgilerle dua/ilahî niyetiyle okunurlar. Böylece halkın, dinleyenlerin duygu dünyası ve maneviyatı güçlendirilmiş olur.
₺190,00
Haber cümlelerinin muhatabın içinde bulunduğu duruma göre değişen üç çeşidi vardır. İbtidâî, talebî ve inkârî olan haber türleri, muhatabın habere karşı tavrına göre te’kidsiz veya bir ya da birden çok te’kidle desteklenmiş olarak gelir. Bu bağlamda haberin muktezâ-yı hâle uygun olarak gelmesi, muhatabın habere karşı zihni boş, mütereddit veya ret konumunda olmasına göre te’kidli veya te’kidsiz gelmesini ifade eder. Haberin muhatap dikkate alınarak düzenlenmesi, muhatabı ikna etme açısından da büyük önem taşır. Bununla birlikte haber bazen zâhiren durumun gereğine uygun olarak gelmez. Haberin muktezâ-yı hâlden çıkması, beliğ bir söz olmasına engelken, çeşitli sebeplerle muktezâ-yı zâhirden çıkması ise mümkündür. Kur’an-ı Kerim, haberin muktezâ-yı zâhire uygun gelmemesi durumunun pek çok örneğini sunmaktadır. Bunların tespiti mananın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
“Vahyin Elçilerinden Eğitsel Mesajlar” adlı bu kitap, üç ana bölümden oluşmakta ve Kur’an’da adı geçen peygamberlerin eğitsel mesajlarını içermektedir. I. Bölümde, peygamberlerin ortak vasıfları rol model olma ve pedagojik yöntemler bağlamında incelenmektedir. II. Bölümde, yaratılış ve kişilik inşası; ilim-akıl-iman dengesi; bilgi kavramı, ibadetin kişilik eğitimi boyutu ve temel ahlâkî ilkeler tartışılmaktadır. III. Bölümde ise hak, sorumluluk, ceza ve mükâfat; bireyin temel hakları ile Allah’a, kendine, aileye, topluma ve çevreye karşı görevleri; ayrıca cennet-cehennem tasavvurunun eğitici boyutu değerlendirilmektedir.
Kitap; öğretmenler, din görevlileri, değerler eğitimi uygulayıcıları, ilahiyat ve sosyal bilimler öğrencileri ile ebeveynler için müfredatı destekleyen bir başvuru kaynağıdır. Sade fakat akademik üslubuyla ders planlarını zenginleştirmektedir. Sohbet ve atölyeler için hazır içerik sunmakta; Kur’an ve Sünnet ekseninde bilgiyi hikmete, sorumluluğu olgunluğa dönüştürmek isteyenler açısından özlü ve uygulanabilir bir rehber işlevi görmektedir.
₺340,00
Rehber-i Ahlâk, Ali İrfan Eğribozi’nin diyâneti kök, ahlâk-ı hamîdeyi ise gövde olarak kabul eden bütüncül ahlâk anlayışını ortaya koyan bir ahlâk eseridir. Eserde riyâzet, sabır, hilm, intizam, mesâ’î, hüsn-ü idâre, kanaat, nezâfet, ilim ve zabt-ı lisân gibi erdemler, karakteri alışkanlıkla tahkim eden bir pedagojik mimari içinde işlenmektedir. Soru-cevap yöntemi, soyut öğütleri uygulamaya dönüştürerek öğrenciyi tanımdan gerekçeye ve fiile tedricen taşıyan didaktik bir program kurmaktadır. Dindarlık farzların edası ve nehiylerden sakınma iradesiyle somutlaştırılmakta, sadakat ve adalet toplumsal nizamın mihveri olarak temellendirilmektedir. Çalışkanlık, tasarruf ve kanaat kişisel direnci artıran iktisadî bir disiplin olarak sunulmakta; nezâfet ve intizam zihin berraklığı ile güven üretmektedir. İlim temyiz kudretini güçlendirmekte, dilin terbiyesi toplumsal emniyeti pekiştirmektedir. Tecrübe-i nefs ve ıslah-ı nefs, öz denetimi süreklileştiren bir muhasebe yöntemi olarak önerilmektedir. Eser, klasik terbiyeyi çağdaş pedagojik ve etik ihtiyaçlarla buluşturan kalıcı bir yol haritası ortaya koymaktadır.
₺275,00
XVI. yüzyıl Osmanlı tarihçiliğinin önde gelen isimlerinden Gelibolulu Mustafa Âlî tarafından kaleme alınan Zübdetü’t-Tevârih, peygamberler tarihine dair klasik bir Osmanlı yorumudur. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar Kur’an’da adı geçen peygamberlerin hayatları, kavimleriyle ilişkileri ve yaşadıkları olaylar, tarihsel anlatılarla iç içe, akıcı bir üslupla sunulur.
Bu çalışma, Reşid Efendi nüshasına dayanmakta olup eserin mukaddimesi ve birinci tabakasını içermektedir. Metin, özgün yapısı korunarak günümüz Türkçesine özenle aktarılmış hem akademik çevrelerin hem de meraklı okuyucuların istifadesine sunulmuştur.
Peygamberler tarihine Osmanlı perspektifinden bakmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.
₺315,00
Önsözden
Bu milletin kaderinde böylesine tarihi öneme sahip olarak sosyo-politik sonuçlar da doğurmuş olan Çanakkale Savaşının ve Şehitliğinin savaşın 100. yılında Türk toplumu tarafından nasıl algılandığı önemli görülerek bu araştırma tasarlanmıştır. Bize karşı Çanakkalede savaşan düşman bloğun ana lokomotifi İngiltere ve biraz da Fransa olmasına rağmen, savaşla ilgili bir algı karşılaştırması yapmak için Anzaklar uygun görülmüştür. Çünkü İngilizler ve Fransızlar burada pek çok insanını bırakmış olmalarına rağmen, belki de kaybedenler olduğundan, yarımadada kalanlarına Anzaklar kadar önem göstermemektedirler. Oysa Avustralya ve Yeni Zelandalılar, Çanakkale Savaşını millet olma yolunda bir kader savaşı olarak görmektedirler. Bu yüzden yenildikleri bu savaşı özgüven elde ettikleri tarihlerinin bir dönüm noktası olarak kabul etmektedirler. Tıpkı onlar da Türk milleti gibi, Çanakkale Savaşını bir savaştan daha fazlası olarak görmektedirler. Bu durum münasebetiyle, Çanakkale Savaşının 100. yılında Türk vi milletinin savaş ve şehitlik ile ilgili algısını karşı saftan (cepheden) karşılaştırılacak en uygun toplum olarak Anzaklar düşünülmüştür.
Osmanlıca’dan latin alfabesine transkribe edilen, ilk baskısı 1912 yılında İstanbulda yapılan elinizdeki bu eserde, Ortadoğu’nun kadim halklarından olan Ezidiler’in dini inançları, itikatları, ibadetleri, evlenmeleri, cenaze merasimleri ve vaftiz gibi dini ve toplumsal ritüellerinden bahsedilmekte, kitabın son bölümünde ise Ezidiler tarafından değer atfedilen şeyhlerin biyografilerine yer verilmektedir. Ayrıca bu eser, Ezidiler hakkında malumat veren kaynak sayısının az olması sebebiyle, kitabın yazarı Âyândan Nurinin Ezidilere karşı ön yargılarına rağmen, araştırma yapmak isteyenlere yol göstermek açısından referans bir kaynak mahiyetindedir.
Aliya İzzetbegoviç Bosna’da yaşanan iç savaş sırasında halkına liderlik ederken özellikle yazdığı eserler ve yapmış olduğu konuşmalarla İslam dünyasının evrensel sorunlarıyla ilgilenen bir Müslüman düşünür ve siyasi bir lider olduğunu ortaya koymuştur. Hem bir düşünür olarak entelektüel tutarlılığı hem de bir devlet adamı olarak değişmeyen siyasi tavrıyla insani temel değerleri merkeze alarak bir de söylem geliştirmiştir. Bugün Müslüman coğrafyasında yaşanan çalkantıların temelinde yatan sebebin aslında eğitimden kaynaklandığını düşünen Aliya İzzetbegoviç’in eğitim hakkındaki düşünceleri incelendiğinde bir nevi içe bakış yöntemiyle Müslüman halkların çağdaşlaşmasının temel sorunlarının kendi eğitim doktrini üzerinden çözümlenebileceği düşüncesi bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Aliya doktrini, çağdaş bilgiyi geleneksel İslami değerlerle harmanlarken Avrupalı bir Müslüman tarafından hem Batı’da hem de Doğu’da yaşayan Müslümanlar için bir model olarak sunulabilecek bir yapıdadır.
Antakya Ortodoks Patrikliği, Batı’dan gelen misyonerlerden dolayı siyasi ve idari olarak büyük bir yıkıma uğramıştır. Misyonerlerin etkisiyle Ortodokslar arasından devşirilen Katolik cemaat, kısa zamanda Antakya Ortodoks Rum Kilisesi’nin yönetimini eline geçirmiştir. 1830’lu yıllarda Maximus III Mazlum’un Antakya Katolik Rum Kilisesi’ni kurmasına kadar da kilisede yönetim çoğunlukla Katolikliği benimsemiş patriklerin elinde kalmıştır. 1850’li yıllarda üst üste ölüm hadiseleriyle sarsılan kilise, bu yıllardan sonra yeniden dirilişe geçmiştir. Antakya Ortodoks Rum Kilisesi yüzyıllarca etkisinde kaldığı İstanbul Ortodoks Rum Patrikliği’nin, Antakya’da hatırı sayılır bir Rum cemaat kalmadığından, kilise cemaatinin tamamını oluşturan Araplar kendi patriklerini seçmek ve patrikliği Araplaştırabilmek amacıyla zorlu ve uzun soluklu bir mücadelenin kapısını açtılar. Bu mücadelede köken itibariyle Rum olan Patriklerin ya Papalığa ya da İstanbul Rum Patrikliğine biat ettikleri tespit edilmiştir. Gelecekte ekümenik bir patriğin ortaya çıkaracağı problemlerle uğraşmak istemeyen Osmanlı Devleti, 20 Ekim 1884’te kilisenin teşrifattaki adından “Ortodoks” ibaresini çıkararak İstanbul Rum Patrikliği’ne indirgemek zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra Antakya kilisesinin teşrifattaki adı ise Antakya Ortodoks Patrikliği olmuştur.
Yüzyıllarca Rumların bir vassalı gibi yaşayan Arap metropolitler, bu değişiklikten sonra ilk defa kendilerine ait milli bir kilise kurmak ve Arap bir patrik seçmek için, o zamana kadar cemaatlerle ilgili her işin dışında kalmayı başaran Osmanlı Devleti’ni de meselenin içerisine çektiler. Sonuçta Arap soyundan gelen Lazkiye Metropoliti Meletiyos Efendi, 6 Mart 1899’da patrik kaymakamlığına tayin edildi ve 30 Nisan 1899’da da patrik seçildi.
Meletiyos Efendi’nin patrik seçilmesiyle Antakya Ortodoks Patrikliği’nin 1720’li yıllarda başlayan Rum hegemonyasından kurtulma ve millileşme süreci 1899’lu yıllarda tamamlanmıştır.
Bu çalışma Osmanlı Devleti ile Batılı aktörler arasındaki din ve mezhep çatışmaları üzerinden baş gösteren rekabet ve mücadeleler hakkında önemli ipuçları sunmaktadır.
₺390,00
İnsanın kendisini gerçekçi bir şekilde görerek değerlendirmesini, kendisini olduğu gibi kabullenmesini ve kendisine sevgi, saygı duymak suretiyle kendi özüne güvenebilmesini sağlayan olumlu bir ruh hali olarak benlik saygısı, ruhsal anlamda sağlık ve mutluluğun bir anahtarı ve başarılı olmanın ön koşuludur.
Kişinin kendisini beğenmesi, kendi benliğine saygı duyması için üstün niteliklere sahip olması gerekmez. Çünkü benlik saygısı, kişisin kendini olduğundan aşağı ya da olduğundan üstün görmeksizin kendinden memnun olma durumudur. Kendini değerli, olumlu, beğenilmeye ve sevilmeye değer bulmaktır. Kendini olduğu gibi, gördüğü gibi kabullenmeyi, özüne güvenmeyi sağlayan bir ruh halidir.
Bruno Etienne’in sosyoloji çalışmalarını ve özellikle Müslüman toplumlara bakış açısını ele alan bu eserde, yazar Batı merkezli sosyolojik yaklaşımların eleştirisini ve İslam toplumlarına özgü sosyolojik analizleri sunmaktadır. Kitap, Batının İslam toplumları üzerindeki egemen bakış açısını sorgularken, bu toplumların kendi iç dinamiklerini ve Batı ile olan etkileşimlerini de incelemektedir. Bruno Etienne’in geniş çaplı analizleri, Müslüman toplumları anlama konusundaki benzersiz yaklaşımını yansıtmaktadır. Etienne’in çalışmaları, din, laiklik ve toplumsal uyum gibi konulara odaklanırken, Fransa ve Kuzey Afrika’daki Müslüman topluluklar üzerine yaptığı araştırmalarla da bilgi sağlamaktadır. Dr. Neslihan Er tarafından kaleme alınan bu eser, akademik ve ilgili tüm okurlar için değerli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
₺455,00
Osmanlı Devleti’nin bir cihan imparatorluğu olduğu dönemlerde üretilen seramikler, bugün halen değerli birer sanat eseri olarak dikkat çekmektedir. Özellikle Osmanlı’nın klasik döneminde üretilen İznik seramikleri, Batı dünyasının ilgisini 19. yüzyılda bir hayli cezbetmiştir. Koleksiyonerler, seyyahlar, tüccarlar, müze görevlileri ve sanat tacirleri farklı tarihlerde bu eserleri başta İngiltere olmak üzere Batı’ya taşımışlardır. Bugün halen dünyaca ünlü müzelerde ziyaretçilerini bekleyen Osmanlı seramiklerinin İngiltere yolculuğununun ve bugünkü durumlarının anlatıldığı bu kitap, aynı zamanda bu alanda yapılmış en kapsamlı ve güncel çalışmalardan biridir.
₺1.050,00
Tarih boyunca yeni teknolojiler ve dünyayı algılama biçimleri toplumsal yapılarda derin değişimlere neden olmuştur. Yaşam tarzlarımızdaki ilk büyük değişim olan neolitik devrimden sanayi devrimine ve bugün 21. yüzyılın yeni teknolojilerine kadar pek çok alanda büyük bir hızla çeşitli toplumsal değişimler görülmüştür. Akıllı telefonların yanı sıra internet bağlantılı milyarlarca taşınabilir cihaz bilgiye ulaşımı sınırsız hâle getirmiş ve yepyeni fırsatlara kapı aralayarak insanları, küresel ölçekte mobil teknolojilerde yeni bir devrimin eşiğine getirmiştir.
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin son sürat ilerlediği dijitalleşme çağında, insan davranışı ve düşüncesine çağlar boyu rehberlik etmiş klasik değerler hiyerarşisinin yerini, teknoloji kaynaklı yeni sosyal ilişkiler ağı almıştır. İnsanlar bu süreçte çok farklı ve değişken bir kültürü deneyimlemektedir. Dijitalleşme süreci, yeni dindarlık formlarının doğuşuna da zemin hazırlamaktadır. Bu anlamda dinsel kimliğin, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle sosyo-kültürel değişim süreçleri karşısındaki konumuna ve yeni dini formları çerçevesinde yol açacağı uzun vadeli etkiler tartışılmaya devam edecektir. Elinizdeki eser, böylesine dinamik bir literatüre güncel örneklerle katkıda bulunma girişiminin ürünü olarak okuyucularına sunulmuştur.
₺1.150,00
İtaat, hayatın öncelikli ve değişmez konularından biridir. Beşeri, insan yapan, şeytanı ilahi rahmetten uzaklaştıran, itaat konusundaki tavırdır. İnsanlar her dönemde belirli varlıklara itaat etmiştir; değişen sadece itaat edilenler ve itaatin kapsamı olmaktadır. Dini ve dünyevi işlerimizde kaçınılmaz olan, kulluk, huzur ve sosyal hayatın temel dayanağı itaat; tüm kâinat için söz konusudur.
Doğru ve şartları belirlenmiş olan itaat her iki dünyada insana mutluluk vermektedir. Tevhidi, sadece bilmek ve anlamak iman kabul edilemeyeceği gibi; İslamiyet de salih amel ve itaat olmaksızın imanı tek başına yeterli görmemektedir. Kulluğun, bireysel ve sosyal düzenin temini doğru itaat ile mümkündür.
İtaatin türleri, itaat kültürü ve unsurları, itaati istenenler ve yasaklananlar, itaati kolaylaştıran ve zorlaştıran faktörler, itaatin geçerlilik şartları ile dünyevi ve uhrevi sonuçları; itaatle ilişkisi bulunan nefis ve irade eğitimi, irade ve kudret, imtihan, ilahi bilgi, özgürlük ve sorumluluk, ahlak, nifak, akıl, kalp, vicdan ve taklit kavramlarının açıklandığı kitap; İslam düşüncesindeki itaat anlayışını irade, özgürlük ve sorumluluk ekseninde analiz etmektedir.
₺620,00
Din eğitimi, toplumların kültürel, etik ve manevi temellerinin inşasında önemli bir role sahiptir. Günümüz dünyasında din eğitimi disiplini sürekli olarak gelişmekte ve değişmektedir. Bu değişim, bireylerin inanç, değer ve davranışlarını etkileyen dinamik bir alanda kendini göstermektedir.
Kitap, din eğitimi alanının çeşitli yönlerini teorik ve uygulama odaklı olarak ele almaktadır. Bu çok yönlü yaklaşım, din eğitimi ile ilgilenen araştırmacılara, eğitimcilere ve öğrencilere farklı perspektifler sunmaktadır.
Amacımız, kitabın okuyucularına din eğitiminin bireysel gelişim ve toplumsal değişim üzerindeki derin etkilerini daha geniş bir perspektiften anlama fırsatı sunmaktadır.
₺235,00